banner27

FETÖ'cülerin yükselmesini kimler sağladı?

07 Ağustos 2016 Pazar 12:09

Bu köşede yayımlanan "FETÖ'cüleri görevden alırken nelere dikkat edilmelidir?" başlıklı yazımızı dikkate alan birçok kamu kurumunun işi daha sıkı tutmaya başladığını görmek bizi sevindirdi. İşi basite alan birçok kamu kurumunun burada isimlerini belirtmemiz ister istemez bir çekinme sağladı.

FETÖ'cülerin yükselmesini kimler sağladı?

Nitekim 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bürokraside ciddi tasfiyeler yapılmaya başlandı. İlk dalgada FETÖ irtibatında şüphe olmayanlar 667, 668 ve 669 sayılı KHK'ler kapsamında kamu görevinden çıkarıldılar. Özellikle askerlerin tasfiyesinin çıkarılan KHK'nin ekine konulan liste ile yapılması yargısal süreci tamamen kapadı. Benzer tasfiyelerin sivil bürokraside de aynı yöntemle yapılabileceğini düşündürmeye başladı. Bu tasfiyeler aynı zamanda bir nefis muhasebesini de beraberinde getirmeye başladı.

Tasfiye olanlar arasında Vali, müsteşar yardımcısı genel müdür gibi üst düzey kamu görevlilerinin olduğu dikkate alındığında kimlerin bu kişileri buralara taşıdığı önem arzetmektedir. Kim kimin yükselmesine referans oldu, FETÖ mensubiyetinde şüphe olmayanların yükselmesindeki tıkanıklıklar nasıl ve kimler sayesinde aşıldı, kimler kandı, kimler kandırıldı. Zaman ilerledikçe gelen ihbarlar ve itirafçı beyanları da hainleri bir bir ortaya çıkarmaya başladı. İşte bunlar açıklığa kavuşurken hasar tespiti de bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaya başladı. Yani, koçbaşları tespit edilmeden sonuca varılamayacağı öğrenildi.

Bu bağlamda, yıllar önce bu yapıyla bürokrasideki ilk kapışmalar birçok kamu kurumunda sert bir şekilde yaşanırken konu kısmen de olsa basına yansımıştı. FETÖ'nün en önemli hamleleri hiçbir dönemde yıldızları barışmayan Milli Görüş kökenli personele karşı yapılmıştı. Ancak, kimse olayın farkına varmamış ya da varamamıştı. FETÖ ve destekçileri ya da çanak yalayıcıları güçlerinin zirvesinde olduğu 2010-2013 döneminde hedeflerine koydukları biat etmeyen bürokratları çok basit yöntemlerle imha edebilmekteydiler. Önce açığı bulunuyor daha sonra da ihbar dilekçeleriyle elleriyle koymuşlar gibi suçüstü yapıyorlardı. Bu güç karşısında çaresiz kalan bürokratlar kendiliğinden kenara çekilmek zorunda kalıyor ya da birçok iftiraya uğruyordu. Yani işin özü, (bürokrasi, emniyet ve yargı ayağıyla) biri tutuyor, biri pişiriyor, biri yiyor ve biri de hani bana hani bana diyordu.

Aslında yaşanan süreç iyi analiz edildiğinde tarihin tekerrür ettiği ve orijinal fazla bir şey olmadığı görülecektir. Değişen şeylerin aktör, kostüm, şekil ve zamandan ibaret olduğu görülecektir. Zaman zaman FETÖ taraftarlarına Mevlana'nın Mesnevisinden anlattığım bir sinek bir de armut ağacı hikayesi vardı. Zamanın ruhuna uygun olduğu için sizlerle kendini kaptan gören sineğin hikayesini paylaşmak istiyorum.

Kendini kaptan gören sineğin hikayesi

Bir sinek, eşek sidiğinin üzerinde gezinen saman çöpünün üstüne kondu.

Sonra bir gemi kaptanı gibi başını yukarı doğru kaldırdı.

Ahmak, adi, süfli ve mütekebbir olanların hali ve tavrı bu sineğe benzer. Sinek bir saman çöpünün üzerindedir, saman çöpü bir eşek sidiğinin üzerinde yüzmektedir. Sidik birikintisini okyanus, saman çöpünü gemi zanneden ahmak kendini kaptan gibi görmeye başlar. Bu da yetmez, bir de kafasını gururla yukarı doğru dikip pis halini aleme ifşa ve ilan eder. Bu başkaldırışta aslında ne kadar ahmak olduğunun ne kadar rezil bir durumda bulunduğunun ilanı vardır. "Şu benim azametime bakın" deyişinde eblehliği ve ahmaklığı dökülür ortaya.

Sinek :"ben bu denizin ve gemiciliğin mektebinde okumuş;

Epey müddet zaman ve emek harcamış adamım" diyordu.

Ahmak sinek aptalca gurur ve böbürlenmesi yetmezmiş gibi işi bir de yalancılığa dökmüştü. Bu yerlere kolay gelmedik, bir sürü emek ve zaman harcadık, ortaya aklımızı ve yüreğimizi koyduk, çalıştık, ilim tahsil ettik de öyle geldik bu mevkilere diyordu.

İşte, dini ve ilmi kendi nefsine uyarak yorumlayan ondan istediği hükümleri çıkarabileceğini düşünen şarlatanlar da böyledir. Kendi cüce aklını, hakikatin kaynağı görür etraflarını aldatmaya cesaret eder sonra düştükleri zelil ve rezil durum umurlarına gelmeksizin palavraya devam ederler. Bunun daha ileri derecesi gülünç duruma düşmüş olmalarına bile aldırmaksızın kibre ve böbürlenmeye devam etmeleridir.

İşte deniz, işte gemi ve işte adam(!). İşte kaptan(!), işte görüşü keskin bir kahraman(!) karşınızda. Garip olan şu ki bu kaptan(!) yaklaşık 40 sene sidiğe batmadan gemiyi yüzdürdü, kendine yüzbinlerce gönüllü tayfa buldu ama sonunda esafiliyle birlikte sidik deryasına battı.

AHMET ÜNLÜ

Yorum Gönder

@name x